Samothraki'den bir ağaç. Selin işvesine uyup yerini yurdunu terketmiş. İnsanın kökleriyle ilişkisi bu ağacınkinden daha hazin. Çünkü bir ağaç, kesilmedikçe, kolay kolay kopamıyor köklerinden. Oysa insan öyle mi! İnsan köklerini arayıp duruyor sürekli. Kah DNA'sında, kah sülalesinde... Arayıp duruyor işte, kim ne diyebilir. Kökü ayaklarının altındayken bile arayıp duruyor.

Ve bazen ağaçlar gibi kesilerek ayrılıyor insan köklerinden, gövdesi oradan oraya savrulup duruyor.

Kimseye küfretme ihtiyacı hissetmiyorum, ben hala hayatın talebesiyim ve sadece okul değiştiriyorum. Okul kelimesi, fransızca ecole kelimesinden geliyor, iyisi mi mektep diyeyim. Çünkü ekol, aynı zamanda çizgi demek. Oysa hayatın kendisi bir okul olarak kaldığında, sadece bir çizgiden bahsedemezsiniz. Kutsal olan, insanın kendisiyle yüzleştiği anlardır, ibadetse sadece bundan kaçışın bir yolu. Politik gösteri ise, çarkların içinde yeralmanın bir diğer yolu. Adalet derdiyle yanıp da kalbi tutuşmuş bir insan, varlık derdiyle de iştigal edemiyorsa yazık ona. Gücü tükenip, yarıyolda düşüvermiş demektir. Çünkü adalet derdinin karşısına hep o hikaye çıkar; 'herkesin bir hikayesi var' hikayesi. Ya kabulleneceksin, ya da değiştirmeye kalkacaksın. Ya herkesi nesne olarak görmeyi kabul edeceksin, ya da herkesin ayrı bir evren olduğunu. Ben bu ikinci mektebe yazılmaya çalışıyorum bir süredir. Kader kavramını bir türlü içime sindiremedim ama herkesin bir hikayesi olduğunu kabullenmek zorunda kalıyorum. Yaşadıklarımdan öğrendiğim birşey varsa o da bu. Bir de köklerimizin ve yapraklarımızın hep ayrı renklerde oluşunu öğrendim. Rengarenk yapraklarımızla adalet için dövüşürken, bir hızar gelip bizi kesiyor köklerimizden. Katılaşıyoruz köklerimiz gibi, yapraklarımız dökülüyor. Rengarenk yapraklarımız gidince anlıyoruz; bütün köklerin rengi aynı. Küfür ve iman aynı kaynaktan fışkırıyor, kurban ve cellat aynı surette ağlayıp gülüyor, ermiş ve düşkün aynı sözleri söylüyor.